16 Eylül 2012 Pazar

Istakoz



Tatil tatil diye kafayı yemişken,adalara gidelim dedik sonunda. Heybeliada'yla ilgili suyun yüzeyinde yağ tabakası oluşuyor diye duyunca daha sakin ve temiz olan Sedef adasına gitmeye karar verdik. Sabahtan Büyükada vapuruna binip ordan da 15 dakikada motorla sedef adasına geçtiliyor.
Motordan inip yukarılara doğru yürümeye başlayınca manzara epey güzelleşiyor,hatta kendini Ege'de zannediyor bi an için insan. Büyükada'nın arka kısmında olduğu için de denizi Marmara'ya göre temizdi. Plajda kum yok,iskeleden veya direkt merdivenlerle inilebiliyor. Yanda nasıl girildiğini bir türlü anlayamadığmız bi plaj daha var orada yaşayanlar için miydi yoksa daha mı lükstü ben anlayamadım tek farkı şezlonglarında minderler vardı o kadar.
Yeme içme olayındaysa yanımızda çok bişey getirmediğimize pişman olmadık değil, yiyecek sadece tost ve hamburger var,hamburgerin içine köfteden başka birşey koymuyorlar tanıdıklara da içine turşu atıyorlardı sanırım. Garsonluk yapan ufak çocuklarla konuşma fırsatım olmadı ama pek akıllıydılar, kalabalık bi grubun masayı dağıtıp gitmelerinin ardından bir tanesi ''sürü halinde geldiler tek işleri dağıtıp gitmek'' diye içerlendi falan pek sevdim keretayı, yardımcı olmak için  herşeyimi tepsinin içine koydum kalkarken ben de.
Plajın yan tarafındaysa epey lüks lokantamsı bir yer var yalnız fiyatlar cep boşaltan cinsten, öğrenciliğin yarısı kaçmaktır,biz de menüye bakıp yavaş yavaş uzaklaştık ordan. Fakat üst kısmına servis yapılmıyor kimse de oturmuyor biz çıkıp batak falan oynadık orda,bi saatliğine mis gibi manzarası olan bir balkonumuz oldu.
Yeniden plaja indiğimizde ufak ufak tekneler yatlar yanaşmaya başladı akşam üstüne doğru, hatta bi amca teknesinden atlayıp yüzerek plaja güneşlenmeye bile geldi. Teknelerin dalgasından olsa gerek kıyıdaki deniz anaları biraz arttı, elime ayağıma dolanınca da ben tedirgin oldum tiksindim biraz yoksa bişey yaptıkları da yok aslında.
Dönüşte her ne kadar ıstakoza dönmüş olsam da deniz sevdamı az da olsa dindirdiğim, taklalar atarak yüzdüğüm pek güzel bir gün oldu benim için.

9 Eylül 2012 Pazar

Denizde Balık

Hangi insan evladının canı gece gece peynir çeker? Ya da kim bunun yanına bi de rakı olsa diyip buzdolabından sütle döner? Normalde insanın canı çikolata çeker,pizza olsun, ne bileyim adana kebap falan çeker.Sanki çok matah bişeymiş gibi peynir aşeriyorum ben. Matah kelimesini de pek kullanmam aslında ,böyle küçümseyici burnu büyük bi kelime. ''Sen kim oluyosun da peynire 'sanki çok matah bişey' diyosun keriz!'' diyesim geldi şimdi kendime.Bunun uzaktan akrabası haspam var bi de, bunu diyenin de haklı olsa bile ağzının ortasına vurasım gelir benim bazen. Genelde benim bişeyleri yapasım gelir hep böyle ama yapmam. Mesela biri bana iltifat etse,kulağıma dünyanın en güzel sözlerini fısıldasa sarılasım gelir ama dururum öyle, otobüste ayağıma üstüste iki kere basan teyzeye bağırasım gelir ama üçüncüye basmadığı için bağıramam,böyle bi insanım işte yapacak bişey yok. Roman yazabilmeyi isterdim ya da şiir ama insanın yeteneği olmayınca yine yapacak bişey yok. Gerçi Twitter'da erkeklere laf sokup hemcinslerine tavsiye veren atarlı kız profilleri bile kitap çıkarabiliyorsa herkes bişeyler karalayabilir bu ülkede, şahsen ben bunun yerine bir insanın günlük bağırsak hareketlerini anlatan bir kitabı okumayı yeğlerim ya da bir kedinin günlük hayatını. Kedi günlüğü de dünyanın en tatlı şeyi olmaz mıydı ama? Gerçi yiyip uyuyup koşmaktan başka bişey yapmıyorlar genelde ama çevreleri hakkımızda ne düşündüklerini bilsek ne güzel olurdu,belki de ben kedim olduğu için böyle düşünüyorum. Kedilerin insan psikolojisi üzerindeki etkisini kendimden biliyorum.Bi kediyi uyuklarken yarım saat izle,hemen kedi sahibi olmak istersin. Rüya görüyorsa hafif hafif bıyıkları kıpraşacak,patileri oynayacaktır,arada uyanır kısık gözlerle çevresini izler esner,gerinir. Bir kedi uyurken sevdiğinde duyduğun purr sesi ise dünyalara bedeldir,öyle tüm derdini tasanı unutup sonsuza kadar okşamak istersin tüylerini. Kedisi olan bir insan uzun süre sinirli kalamaz bence,şayet bacaklarına dolanıp yerlerde tatlı tatlı yuvarlanan bi kediyi görüp hala sinirli kalabiliyosan,senin buji meme yapmış olabilir.Buji demişken bujinin meme yapması sözünü  herhalde saçma sapan konuşuyor olmalıydım ki yıllar önce ilk kez bana 'senin buji meme yapmış' dendiğinde öğrenmiştim. Genelde pek çok sözü ilk ne zaman öğrendiğimi hatırlarım ben. Kasmak sözcüğünü de ilk ablamla liseden bi arkadaşı anahtarla kapıyı açmaya çalışırken 'kasmayalım' falan dediklerinde öğrenmiştim. Böyle saçma sapan ufak ayrıntıları beynimde tutma gibi bi huyum var,zihnimdeki gereksiz bilgiler denizde balık misali. Bir arkadaşımın bi kere gördüğüm eski sevgilisinin Ankaralı olduğunu neden hatırlıyorum mesela? Ya da yıllar önce gittiğim tekne turundaki animatörün bacağındaki kılları ve saçını oksijenli suyla sararttığını? Şuan hafızam da 'harbi bunları niye hatırlıyorum manyak mıyım neyim' diyodur eminim ki,şimdi bi kere hatırladım mı daha da unutmayacağım zaten ben o sarı kıllı animatörü çok lazımmış gibi. Hem gece gece canım peynir çekiyor hem de böyle saçma sapan huylarım var ben de böyle bi insanım,yapacak bişey yok işte der hemen sıyrılırım böyle fiyu.




3 Eylül 2012 Pazartesi

Oyna Nacar kızı oyna

Kahpe Bizans 2000 yapımı imdb puanı 5.3 olan,belki pek çokları tarafından bu ne saçma sapan bi film diye nitelendirilmiş bir film. Lakin ben her izlediğimde kendimi gülmekten alamıyor,bazı replikleri karakterle beraber aynı anda söylüyor, bazen kıs kıs bazen de hiç utanmam yokmuş gibi karnımı tuta tuta ayı gibi gülüyorum.Kral da benim padişah da benim diye giden şarkıyı da ezbere bilirim,keyfimi bozanın anasını satarım kısmına da kat-i suretle katılıyorum.
Bundan 12 yıl önce değil de bi kaç yıl önce çekilmiş olsaydı bu film muhtemelen ben de öfbunelan diyip izlemeyecektim bile öyle de iki yüzlü gibiyim biraz.
Yine bayramda seyranda, tatil günü televizyonda verseler,kötü Türk filmlerinden sayılan bu filmin bi kaç sahnesini yakalayıp accuk gülerim gibime geliyor.Bilinçaltıma inmek lazımdır belki de kim bilir.