23 Kasım 2012 Cuma

Kadın

İnsan yaşadığı ülkeden,insanlarından-erkeklerden gün geçtikçe tiksinirken,''bir insan bunu nasıl yapabilir,bunu nasıl söyleyebilir, böyle nasıl düşünebilir?'' diye aklı almazken,her geçen gün yeni bir saçmalığa öfkelenip,artık hiçbir olaya şaşırmamaya başlamışken ondan o ülkeyi ve insanlarını sevmesini kimse bekleyemez,hele ki bu ülkede kadın olarak yaşıyorsa.
İsveç'te cinsel taciz ve tecavüz olaylarının istatistiksel olarak hayli yüksek olduğu haberini okudum ve burda nasıl karşılandığından adım gibi emindim başlığı okuduğumda.
 Ekşisözlük'te daha haberin aslını okumaktan aciz dangalakların bilmiş bilmiş 'Hani Avrupa çok medeniydi bastırılmış duyguları yoktu, hani rahat yaşıyolardı,kapaak' gibi yorumlarda bulunduklarını görmek bile insanların ne düşündüğünü az çok açığa çıkarıyor.Haberin kendisi ise burda: :http://www.bbc.co.uk/news/magazine-19592372
Tecavüzün anlamını sadece bir veya daha fazla erkeğin yoldan geçen bir kadınla zorla cinsel ilişkiye girmesi zannediyoruz hepimiz. Bilmiyoruz ki sevgilisiyle karısıyla istemediği bir zamanda,yerde ve istemediği bir şekilde,hatta o istemedikçe prezervatifsiz ilişkiye girmek de tecavüz sayılıyor.İsveç'in yaptığı da bunların hepsinin kaydını tutmak olmuş.Türkiye'de tecavüz cinayetle sonuçlanmadığı sürece, olduğu yerde kaldığından herhangi bir istatistik yapmak imkansız değil mi? Bahsedilen medeniyet kırıntısı da burda başlıyor işte,orda  tacize uğrayan çoğunlukla gidip korkmadan utanmadan şikayet edebiliyor.Biliyor ki sonucunda 'Bişey olmaz eli değmiştir bundan dolayı şikayetçi olunmaz' diye laçka bir tutumla karşılaşmayacak, bu olay da tecavüz ve taciz istatistikleri arasında yerini alacak. Bu durumda 'onlarda da var tecavüz işte bizden çokmuş oranları' diye içi boş kıyaslamalarla kendini aklamaya ve bu durumu normalleştirmeye çalışmaktaki saçmalık bir kez daha ortaya çıkmış oluyor.
Bir karşılaştırma yapılacaksa Avrupayla, Britanyayla aramızda;bu ülkedeki kadınlar akşam geç döneceklerinde istediği kıyafeti giyebilecekken giymemeyi tercih ediyor,yaşadığı semt,sokak işlek olmayanlar akşam evlerine yalnız başlarına dönmeye çekiniyor, biber gazı taşıyor, kendince önlem almaya çalışıyor.Onlarda ise bir kadının gece dışarda bulunma özgürlüğünü ihlal etmenin cezası var,bizdeyse genç bir kıza bi grup adam tecavüz edip ruh sağlığını bozuyor ama tutuksuz yargılanıyor daha neyin karşılaştırması neyin iç rahatlatması bu? Sanki bütün ruh hastaları,sapıklar Türkiye'ye, Müslüman ülkelere toplanmış,İsveç'te Avrupa'da hiç tecavüz,cinayet olmuyor diyen varmış gibi bu savunmacılık niye,merak ediyorum. Kalkıp bi de kocasının istismarına uğrayan kadınlardan bahsedebilmek ne mümkün bu durumda, kocasıdır yapar tabi ne var bunda!

9 Kasım 2012 Cuma

Loop

Aynı şarkıyı  üstüste dinleme sapıklığı diye bişey var. Hadi bilgisayarda loopa almayı anladım ama kulaklıkla otobüste yol boyu durmadan aynı şarkıyı dinlediğimi bilirim,işte onlardan bi kaçı:

                                           1.Lou Reed-Perfect Day 



                                           2.Empire of the Sun-We Are The People 




                                          3.Dee Edwards-Why Can't There Be Love?                                                   


                                          
                                           4.Queen-Another One Bites the Dust 
                                      


        
                                           5.Kings of Leon-Use Somebody 
        
                    
                                      
                                           6.Adele-Rolling in the Deep 



                                          7.David Guetta-Titanium ft. Sia
   


                                          8.Nouvelle Vague-Don't Go 
                                                                                                                                   


                                          9.Martin Luther Mccoy -While My Guitar Gently Weeps    
                                                                        




28 Ekim 2012 Pazar

Little Miss Sunshine



Bazı filmler insanın hayatında bambaşka bir yere oturuverir; ya çok komiktir ya gerçekten mükemmel veya şaşırtıcı bi sonla bitiyordur ya da hikayesi ,kurgusu güzel gelmiştir izleyenin beğenisine göre. İşte Little Miss Sunshine da bunların güzel bir harmanı.Öyle ki sıradan bir komedi filmi gibi güldüğün şeyleri bir saat sonra unutturmuyor ya da üzücü bir olayı herhangi bi dram gibi yansıtmıyor insana. Bunların arasındaki ılıman geçiş de her izleyeni içine çekiyor eminim ki.




Evin ufaklığını güzellik yarışmasına yetiştirmek için yola koyuldukları andan itibaren izleyeni hemen saran,fazlasıyla tatlı bir film Little Miss Sunshine. Steve Carell'ın mimik yapmayan haliyle komik olabileceğini, minik Olive'in gözlüğünün ardındaki sevimli suratını görmek için bile izlemeye değer bence.

16 Eylül 2012 Pazar

Istakoz



Tatil tatil diye kafayı yemişken,adalara gidelim dedik sonunda. Heybeliada'yla ilgili suyun yüzeyinde yağ tabakası oluşuyor diye duyunca daha sakin ve temiz olan Sedef adasına gitmeye karar verdik. Sabahtan Büyükada vapuruna binip ordan da 15 dakikada motorla sedef adasına geçtiliyor.
Motordan inip yukarılara doğru yürümeye başlayınca manzara epey güzelleşiyor,hatta kendini Ege'de zannediyor bi an için insan. Büyükada'nın arka kısmında olduğu için de denizi Marmara'ya göre temizdi. Plajda kum yok,iskeleden veya direkt merdivenlerle inilebiliyor. Yanda nasıl girildiğini bir türlü anlayamadığmız bi plaj daha var orada yaşayanlar için miydi yoksa daha mı lükstü ben anlayamadım tek farkı şezlonglarında minderler vardı o kadar.
Yeme içme olayındaysa yanımızda çok bişey getirmediğimize pişman olmadık değil, yiyecek sadece tost ve hamburger var,hamburgerin içine köfteden başka birşey koymuyorlar tanıdıklara da içine turşu atıyorlardı sanırım. Garsonluk yapan ufak çocuklarla konuşma fırsatım olmadı ama pek akıllıydılar, kalabalık bi grubun masayı dağıtıp gitmelerinin ardından bir tanesi ''sürü halinde geldiler tek işleri dağıtıp gitmek'' diye içerlendi falan pek sevdim keretayı, yardımcı olmak için  herşeyimi tepsinin içine koydum kalkarken ben de.
Plajın yan tarafındaysa epey lüks lokantamsı bir yer var yalnız fiyatlar cep boşaltan cinsten, öğrenciliğin yarısı kaçmaktır,biz de menüye bakıp yavaş yavaş uzaklaştık ordan. Fakat üst kısmına servis yapılmıyor kimse de oturmuyor biz çıkıp batak falan oynadık orda,bi saatliğine mis gibi manzarası olan bir balkonumuz oldu.
Yeniden plaja indiğimizde ufak ufak tekneler yatlar yanaşmaya başladı akşam üstüne doğru, hatta bi amca teknesinden atlayıp yüzerek plaja güneşlenmeye bile geldi. Teknelerin dalgasından olsa gerek kıyıdaki deniz anaları biraz arttı, elime ayağıma dolanınca da ben tedirgin oldum tiksindim biraz yoksa bişey yaptıkları da yok aslında.
Dönüşte her ne kadar ıstakoza dönmüş olsam da deniz sevdamı az da olsa dindirdiğim, taklalar atarak yüzdüğüm pek güzel bir gün oldu benim için.

9 Eylül 2012 Pazar

Denizde Balık

Hangi insan evladının canı gece gece peynir çeker? Ya da kim bunun yanına bi de rakı olsa diyip buzdolabından sütle döner? Normalde insanın canı çikolata çeker,pizza olsun, ne bileyim adana kebap falan çeker.Sanki çok matah bişeymiş gibi peynir aşeriyorum ben. Matah kelimesini de pek kullanmam aslında ,böyle küçümseyici burnu büyük bi kelime. ''Sen kim oluyosun da peynire 'sanki çok matah bişey' diyosun keriz!'' diyesim geldi şimdi kendime.Bunun uzaktan akrabası haspam var bi de, bunu diyenin de haklı olsa bile ağzının ortasına vurasım gelir benim bazen. Genelde benim bişeyleri yapasım gelir hep böyle ama yapmam. Mesela biri bana iltifat etse,kulağıma dünyanın en güzel sözlerini fısıldasa sarılasım gelir ama dururum öyle, otobüste ayağıma üstüste iki kere basan teyzeye bağırasım gelir ama üçüncüye basmadığı için bağıramam,böyle bi insanım işte yapacak bişey yok. Roman yazabilmeyi isterdim ya da şiir ama insanın yeteneği olmayınca yine yapacak bişey yok. Gerçi Twitter'da erkeklere laf sokup hemcinslerine tavsiye veren atarlı kız profilleri bile kitap çıkarabiliyorsa herkes bişeyler karalayabilir bu ülkede, şahsen ben bunun yerine bir insanın günlük bağırsak hareketlerini anlatan bir kitabı okumayı yeğlerim ya da bir kedinin günlük hayatını. Kedi günlüğü de dünyanın en tatlı şeyi olmaz mıydı ama? Gerçi yiyip uyuyup koşmaktan başka bişey yapmıyorlar genelde ama çevreleri hakkımızda ne düşündüklerini bilsek ne güzel olurdu,belki de ben kedim olduğu için böyle düşünüyorum. Kedilerin insan psikolojisi üzerindeki etkisini kendimden biliyorum.Bi kediyi uyuklarken yarım saat izle,hemen kedi sahibi olmak istersin. Rüya görüyorsa hafif hafif bıyıkları kıpraşacak,patileri oynayacaktır,arada uyanır kısık gözlerle çevresini izler esner,gerinir. Bir kedi uyurken sevdiğinde duyduğun purr sesi ise dünyalara bedeldir,öyle tüm derdini tasanı unutup sonsuza kadar okşamak istersin tüylerini. Kedisi olan bir insan uzun süre sinirli kalamaz bence,şayet bacaklarına dolanıp yerlerde tatlı tatlı yuvarlanan bi kediyi görüp hala sinirli kalabiliyosan,senin buji meme yapmış olabilir.Buji demişken bujinin meme yapması sözünü  herhalde saçma sapan konuşuyor olmalıydım ki yıllar önce ilk kez bana 'senin buji meme yapmış' dendiğinde öğrenmiştim. Genelde pek çok sözü ilk ne zaman öğrendiğimi hatırlarım ben. Kasmak sözcüğünü de ilk ablamla liseden bi arkadaşı anahtarla kapıyı açmaya çalışırken 'kasmayalım' falan dediklerinde öğrenmiştim. Böyle saçma sapan ufak ayrıntıları beynimde tutma gibi bi huyum var,zihnimdeki gereksiz bilgiler denizde balık misali. Bir arkadaşımın bi kere gördüğüm eski sevgilisinin Ankaralı olduğunu neden hatırlıyorum mesela? Ya da yıllar önce gittiğim tekne turundaki animatörün bacağındaki kılları ve saçını oksijenli suyla sararttığını? Şuan hafızam da 'harbi bunları niye hatırlıyorum manyak mıyım neyim' diyodur eminim ki,şimdi bi kere hatırladım mı daha da unutmayacağım zaten ben o sarı kıllı animatörü çok lazımmış gibi. Hem gece gece canım peynir çekiyor hem de böyle saçma sapan huylarım var ben de böyle bi insanım,yapacak bişey yok işte der hemen sıyrılırım böyle fiyu.




3 Eylül 2012 Pazartesi

Oyna Nacar kızı oyna

Kahpe Bizans 2000 yapımı imdb puanı 5.3 olan,belki pek çokları tarafından bu ne saçma sapan bi film diye nitelendirilmiş bir film. Lakin ben her izlediğimde kendimi gülmekten alamıyor,bazı replikleri karakterle beraber aynı anda söylüyor, bazen kıs kıs bazen de hiç utanmam yokmuş gibi karnımı tuta tuta ayı gibi gülüyorum.Kral da benim padişah da benim diye giden şarkıyı da ezbere bilirim,keyfimi bozanın anasını satarım kısmına da kat-i suretle katılıyorum.
Bundan 12 yıl önce değil de bi kaç yıl önce çekilmiş olsaydı bu film muhtemelen ben de öfbunelan diyip izlemeyecektim bile öyle de iki yüzlü gibiyim biraz.
Yine bayramda seyranda, tatil günü televizyonda verseler,kötü Türk filmlerinden sayılan bu filmin bi kaç sahnesini yakalayıp accuk gülerim gibime geliyor.Bilinçaltıma inmek lazımdır belki de kim bilir.

8 Ağustos 2012 Çarşamba

Herkese aynı anda dinletilse dünyada ebedi barışı sağlayacağını düşündüğüm şarkı.

Bir diğeri ise pek sevimli klibe sahip No Rain: http://www.youtube.com/watch?v=qmVn6b7DdpA


24 Temmuz 2012 Salı

''Genç kadın kimin ebe olduğunu, kimin sobelendiğini anlayamıyor bir türlü. Meyve vermeyi istiyor ama kökünün nerde olduğunu bilmiyor. Soğuk bir kuzey ülkesinde mi, güneyin sıcak topraklarında mı?

Genç adam bir mevsimin iki ucunda. Kendini daha sıcak günlere mi hazırlamalı,soğuk günlerin tedbirini almaya mı başlamalı? Kaldırsa başını, göğe baksa anlayacak belki ama bakmıyor...''

22 Temmuz 2012 Pazar

Kaktüs


Annemlerin kaktüs ektiği saksının içinde,geçen seneden kalma fesleğen tohumu varmış meğer yaza doğru davetsiz misafir çıkarmış başını topraktan.Sonunda böyle bir manzara çıkmış ortaya, balkonda ilk gördüğümde şaşırdım,sevindim manasızca duygulandım sonra. Onlarınki belki çok güzel bi uyum biri su istemezken öteki kullanıyor,biri çok alan kaplarken öteki boya gitmiş ufacık bi alanda yaşayıp gidiyorlardı işte,bizim başaramadığımızı o camın önünde sessiz sedasız yaşıyorlardı.
Ya da belki abartıyorum,bilmiyorum.Fesleğenle kaktüs ufacık saksıyı paylaşabiliyorsa biz insanlar koca evlerde, bu koca dünyada niye itişip duruyoruz diye de düşünmeden edemiyorum ama.

Saksının önünde duran bibloyu da nedense hep Sezen Aksu'nun Deliveren albümünün kapağındaki kızla aynı sanırdım ben küçükken,çok severdim o albümü ,arabada dinlerdik hep. 'Küçüğüm'ü falan hep ezbere bilirdim.Büyük teyzem de kucağına alıp Sezen Aksu şarkıları söyletirmiş bana, sözlerini anlamadan söylermişim öyle biraz utanarak. Bu bibloyu hep o şarkılarla özdeşleştirmişim demek.
İçeri girmeden önce saksıya baktım son bi kez şu fesleğenle kaktüs kadar olmayı bile becerememiştik işte.








21 Temmuz 2012 Cumartesi

Metrobüsten önce metrobüsten sonra

Bundan bi kaç sene önce metrobüs kullanmazken okula 500esle gidip geldiğim zamanlardan kalma pek de iç açıcı olmayan bir anım varmış benim.
Otobüslerdeki kanayan yara 'tekerlek üstü'nde oturmaktan sonra beni en çok rahatsız eden şey ara duraklarda yanıma bir hışımla oturan yaşlı şişman teyzedir. Zira kendisi koltuk sınırlarını epey aşıp sizin üstünüze ağırlığının yirmide birini verir ki bu da bi 3,5 kiloya falan tekabül eder tahminen. Bazıları vardır pek tombul değildir ama teyze olmanın kanıtı olarak mıdır nedir yine de sizi camla kendisi arasında umarsızca sıkıştırmayı görev edinmiştir sanki.Hatta benim aklıma ‘aslında diğer tarafta yer vardır o gene de benim üstüme doğru geliyor baksam vardır lan orda yer kesin’ diye paranoyakça düşünceler gelmiyor değil. Bu teyzelerde, dik dik bakmak,çantamı açıyorum bahanesiyle az dürtikliyim de kaysın, yok azıcık daha otobüsün yan kısmıyla bütünleşeyim de preslenmekten kurtulayım gibi davranışlarda bulunmak işe yaramaz hatta ona yer açtığınız için daha da çok yayılır. ‘Rahatsız oldum biraz kayar mısın teyzecim’ falan desen de fayda etmez çünkü 5 dakika geçmeden eski şekline geri dönecektir.

Bu durumda ne yapmamız gerekir? Ya, sıkışmaya ve teyze tarafındaki kolun geçici felç geçirmesine tahammül edemeyerek kalkıp yola ayakta devam edeceksin ya da mücadeleci olucaksın. Benim yolum uzun olduğundan kalkmak işime gelmezdi zaten ağrıyan belim 2 saatlik yolu sırtta çantayla gitmeyi pek kaldıramıyor. Eğer mücadele edip şişman umarsız teyzeyi doğru yola getirmek seçerilirse yapılması gereken sadece ve sadece onun gibi davranmaktır.Müzik dinleniyorsa gaz bir şarkı açmakta yarar var veya durgun bir müzikle de uyku getirilebilir. Ben her türlü müzikte uyuyabildiğimden kararlılığı arttırmak amacıyla Nevermore açmıştım sanırım. Daha sonra gözler kapanır ve uykuya dalınır ve tüm ağırlık teyzeye yavaş yavaş verilir. Tecrübeyle sabit olarak anladım ki uyuyan insanlar bu teyzeleri korkutuyor hele ki üstlerine doğru geliyorlarsa. Uykuya dalmadan önce teyzeyle yekpare vücut olmuşken, uyandığımda benden olabildiğince uzaklaşmıştı hatta uyku esnasında bacaklarımı da yaydığımdan, çantamın kucağımdan onun tarafına kaymasıyla sanırım epey rahatsızlık verdim umarsız şişman teyzeye. Hani ben cidden yorgundum ve gerçekten uyudum ama koltuğa sığamayan herhangi bir teyze için içimden böylesi hinlikler geçirerek bu eylemi gerçekleştirdiğim gerçeğini de değiştirmiyor bu durum.
Ne biliyim düşününce tuhaf geldi yaptıklarım şimdi ama insan yaşamadan anlayamıyor işte.

17 Temmuz 2012 Salı



Benim için tatil demek deniz demek,denize girmek denilince bile mutlu oluyorum.O balıklar,deniz kestaneleri,deniz yıldızlarına bakmak falan ne bileyim taklalar atarak en ilkel ,deniz hayvanı duygularımla mutluluğumu dile getiriyorum ben yüzerken de.

Geçen seneki tatilimin sonlarında bikinimi bavulda unutunca herkes tekneden denize atlayıp eğleşirken ben kitap okuyup bir yandan da nevrimin dönmesini engellemeye çalışmıştım. İstanbul'da da bu kadar deniz görüp girmemek bile kafayı yemek için bir sebep bence,hele köprüden geçerken ya da sahilde gezerken parlamıyo mu namussuz,cumburlop dalası geliyo insanın!Aklıma mukayet olamıyorum bazen şu sıcaklarda. Yani şu anda bu filin yerinde, konumunda olmayı ne kadar istediğimi var sen anla,ben susup balkona çıkayım bari kedi gibi.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Gün gelecek

Benim gibi realistik insanlar da varmış, yalnız değilmişim huhu.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Yüxexes- mini öykü

Yorgun argın okuldan dönüyordum nedense her zamankinden farklı olarak pastanenin orda değil de önceki durakta inmiştim.Perşembe günüydü,perşembeleri Küçükyalı'da pazar vardır. Eve yaklaşmışken,bi anda karşı kaldırımda yürüyen adamın Güven Erkin Erkal olduğunu farkettim ve peşisıra gelen pazar arabasını. Yüxexes'teki taviz vermeyen,yeni grupları bulup buluşturan tok sesli o adam,dolu pazar arabasını arkasından çekeleyen bir Güven Erkin Erkal'dı aslında.'Yalnız o program çok iyi ya adam bayaağ iyi yani' diye bahsettiğim adam pazar teyzesi çıkmıştı işte,lisedeydim,hala gözümün önüne gelince o görüntü,dayanamam gülerim.

3 Temmuz 2012 Salı

Sesli Güldüm

Account temporarily unavailable


Facebook hesabımı ilk açtığım yılları hatırlıyorum,mezuniyet fotoğrafları koyduk bi kaç tane,şehirden şehire sürüklendiğimden eski ilkokul arkadaşlarımı buldum,birbirimizin duvarlarına bişeyler yazardık falan,yoğun olarak gençlerin kullandığı bir siteydi yani. Sonra ne olduysa oldu anneler,halalar,enişteler çıktı piyasaya, ''hani neymiş bakalım ben de açayım bi hesap'' dediler ve Facebook çok acayip bir hal almaya başladı.Burdan sonra paylaşım ve farmville furyasıyla beraber en çok kullanıcısı olan ülkelerden biri haline geldik sanırım. O da yetmedi oyun bahanesine yaşlılara,bebeklere de hatta geyik olsun diye mi bilinmez kedi köpeklere de hesaplar açıldı. 'beni neden sildin' diye mesaj atan uzaktan akrabalar mı dersin, oğluşumun fotoğrafını beğenir misin'ler, kurduğu sayfayı 'layk'lamadım diye trip atan akraba biliyorum ben. Mark da bizi düşünüp mü yaptı bilmem insanları daha kolay takip etmek için bi de timeline çıkardı,evde oturup milletin fotoğraflarına yorum yapan uzaktan akraba yaşadı!
 Şimdi tabi hep orta yaş burhanlarından oluyor bunlar denilirse vallahi kabul ederim,biraz hak da veririm, emekliyse hele ne yapsın adamcağız/kadıncağız? Facebook özelliklerinin artmasıyla gençler de zıbıtmadı mı? Biz de zıbıttık tabi! En başta hepimize emektar msn'i unutturdu.Tatilde doğru dürüst bakmazken final haftalarında komik video,resimlere baktık saatlerce. Kimisi in a relationship yapmadan sevgili olunamayacağını düşünmeye başladı,eski sevgilisine nispet yaptı,kimi yerine hiiç ulaşmayacak imalı cümleleri sonuna gülücük koyarak paylaştı, neden benimle olan fotoğrafını koymuyosun diyenler,özlü sözler,check-inler derken kafasında öylesine büyüttü ki bazıları ben korktum sonraları biraz.Biz kafamızda büyüte duralım,Mark da büyük bir memnuniyetle hazinesini büyütsün.

Biz Türkler olarak mı Facebook'u bu kadar yanlış anladık yoksa heryerde mi böyle oldu bilmiyorum,hiç bilemiyorum cidden.

Artık facebook'u çoğunlukla mesajlaşma haberleşme aracı olarak kullanan bi insan olarak bugün siteye girmeye çalıştığımda account temporarily unavailable yazısı çıktı karşıma,hala da açılmış değil. Sonra aklıma geldi şöyle bi hacker saldırı olsa aylarca kimse giremese Facebook'a, o amcaların teyzelerin hali ne olurdu,naparlardı merak etmeden de edemedim.


1 Temmuz 2012 Pazar



İnsan öğrenci olunca nerde beleş oraya koş mantığı beynine kazınmış oluyor bi kere. Özgürlük parkındaki tiyatro festivali de hem açık havada olması hem de ücretsiz oluşuyla gayet cazip.Özellikle Nereye Gidiyoruz'u izleyemezsem gerçekten üzülürüm gibi geliyor. 
Programda başka güzel oyunlar da tabii.
 http://www.ozgurlukparki.com/index.php/10-kadikoy-belediyesi-tiyatro-festivali.html

Safety Dance!

İlk kez yazınca insan stres oluyormuş,uzun zamandır aklımda bulunan 'artık bi blogum olsa da bişeyler çiziktirsem' düşüncelerim başlık-isim bulma engeline takıldı bi kaç saatliğine, sonra yardımıma şarkılar filmler koştu da kotarabildim.
Açılış şarkısı olarak da Safety Dance'i seçtim Yüzüklerin Efendisi'nden tanıdığımız ama filmde yer almayan bence çok önemli karakterlerden Tom Bombadil'in bir oyunda dans ederek savaştığı bi video izlemiştim zamanında fonda ise Safety Dance, o zaman çılgınca sevdim bu şarkıyı. Ayrıca kendi etrafında dönerek dans etmek isteyenler için ideal: