24 Temmuz 2012 Salı

''Genç kadın kimin ebe olduğunu, kimin sobelendiğini anlayamıyor bir türlü. Meyve vermeyi istiyor ama kökünün nerde olduğunu bilmiyor. Soğuk bir kuzey ülkesinde mi, güneyin sıcak topraklarında mı?

Genç adam bir mevsimin iki ucunda. Kendini daha sıcak günlere mi hazırlamalı,soğuk günlerin tedbirini almaya mı başlamalı? Kaldırsa başını, göğe baksa anlayacak belki ama bakmıyor...''

22 Temmuz 2012 Pazar

Kaktüs


Annemlerin kaktüs ektiği saksının içinde,geçen seneden kalma fesleğen tohumu varmış meğer yaza doğru davetsiz misafir çıkarmış başını topraktan.Sonunda böyle bir manzara çıkmış ortaya, balkonda ilk gördüğümde şaşırdım,sevindim manasızca duygulandım sonra. Onlarınki belki çok güzel bi uyum biri su istemezken öteki kullanıyor,biri çok alan kaplarken öteki boya gitmiş ufacık bi alanda yaşayıp gidiyorlardı işte,bizim başaramadığımızı o camın önünde sessiz sedasız yaşıyorlardı.
Ya da belki abartıyorum,bilmiyorum.Fesleğenle kaktüs ufacık saksıyı paylaşabiliyorsa biz insanlar koca evlerde, bu koca dünyada niye itişip duruyoruz diye de düşünmeden edemiyorum ama.

Saksının önünde duran bibloyu da nedense hep Sezen Aksu'nun Deliveren albümünün kapağındaki kızla aynı sanırdım ben küçükken,çok severdim o albümü ,arabada dinlerdik hep. 'Küçüğüm'ü falan hep ezbere bilirdim.Büyük teyzem de kucağına alıp Sezen Aksu şarkıları söyletirmiş bana, sözlerini anlamadan söylermişim öyle biraz utanarak. Bu bibloyu hep o şarkılarla özdeşleştirmişim demek.
İçeri girmeden önce saksıya baktım son bi kez şu fesleğenle kaktüs kadar olmayı bile becerememiştik işte.








21 Temmuz 2012 Cumartesi

Metrobüsten önce metrobüsten sonra

Bundan bi kaç sene önce metrobüs kullanmazken okula 500esle gidip geldiğim zamanlardan kalma pek de iç açıcı olmayan bir anım varmış benim.
Otobüslerdeki kanayan yara 'tekerlek üstü'nde oturmaktan sonra beni en çok rahatsız eden şey ara duraklarda yanıma bir hışımla oturan yaşlı şişman teyzedir. Zira kendisi koltuk sınırlarını epey aşıp sizin üstünüze ağırlığının yirmide birini verir ki bu da bi 3,5 kiloya falan tekabül eder tahminen. Bazıları vardır pek tombul değildir ama teyze olmanın kanıtı olarak mıdır nedir yine de sizi camla kendisi arasında umarsızca sıkıştırmayı görev edinmiştir sanki.Hatta benim aklıma ‘aslında diğer tarafta yer vardır o gene de benim üstüme doğru geliyor baksam vardır lan orda yer kesin’ diye paranoyakça düşünceler gelmiyor değil. Bu teyzelerde, dik dik bakmak,çantamı açıyorum bahanesiyle az dürtikliyim de kaysın, yok azıcık daha otobüsün yan kısmıyla bütünleşeyim de preslenmekten kurtulayım gibi davranışlarda bulunmak işe yaramaz hatta ona yer açtığınız için daha da çok yayılır. ‘Rahatsız oldum biraz kayar mısın teyzecim’ falan desen de fayda etmez çünkü 5 dakika geçmeden eski şekline geri dönecektir.

Bu durumda ne yapmamız gerekir? Ya, sıkışmaya ve teyze tarafındaki kolun geçici felç geçirmesine tahammül edemeyerek kalkıp yola ayakta devam edeceksin ya da mücadeleci olucaksın. Benim yolum uzun olduğundan kalkmak işime gelmezdi zaten ağrıyan belim 2 saatlik yolu sırtta çantayla gitmeyi pek kaldıramıyor. Eğer mücadele edip şişman umarsız teyzeyi doğru yola getirmek seçerilirse yapılması gereken sadece ve sadece onun gibi davranmaktır.Müzik dinleniyorsa gaz bir şarkı açmakta yarar var veya durgun bir müzikle de uyku getirilebilir. Ben her türlü müzikte uyuyabildiğimden kararlılığı arttırmak amacıyla Nevermore açmıştım sanırım. Daha sonra gözler kapanır ve uykuya dalınır ve tüm ağırlık teyzeye yavaş yavaş verilir. Tecrübeyle sabit olarak anladım ki uyuyan insanlar bu teyzeleri korkutuyor hele ki üstlerine doğru geliyorlarsa. Uykuya dalmadan önce teyzeyle yekpare vücut olmuşken, uyandığımda benden olabildiğince uzaklaşmıştı hatta uyku esnasında bacaklarımı da yaydığımdan, çantamın kucağımdan onun tarafına kaymasıyla sanırım epey rahatsızlık verdim umarsız şişman teyzeye. Hani ben cidden yorgundum ve gerçekten uyudum ama koltuğa sığamayan herhangi bir teyze için içimden böylesi hinlikler geçirerek bu eylemi gerçekleştirdiğim gerçeğini de değiştirmiyor bu durum.
Ne biliyim düşününce tuhaf geldi yaptıklarım şimdi ama insan yaşamadan anlayamıyor işte.

17 Temmuz 2012 Salı



Benim için tatil demek deniz demek,denize girmek denilince bile mutlu oluyorum.O balıklar,deniz kestaneleri,deniz yıldızlarına bakmak falan ne bileyim taklalar atarak en ilkel ,deniz hayvanı duygularımla mutluluğumu dile getiriyorum ben yüzerken de.

Geçen seneki tatilimin sonlarında bikinimi bavulda unutunca herkes tekneden denize atlayıp eğleşirken ben kitap okuyup bir yandan da nevrimin dönmesini engellemeye çalışmıştım. İstanbul'da da bu kadar deniz görüp girmemek bile kafayı yemek için bir sebep bence,hele köprüden geçerken ya da sahilde gezerken parlamıyo mu namussuz,cumburlop dalası geliyo insanın!Aklıma mukayet olamıyorum bazen şu sıcaklarda. Yani şu anda bu filin yerinde, konumunda olmayı ne kadar istediğimi var sen anla,ben susup balkona çıkayım bari kedi gibi.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

Gün gelecek

Benim gibi realistik insanlar da varmış, yalnız değilmişim huhu.

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Yüxexes- mini öykü

Yorgun argın okuldan dönüyordum nedense her zamankinden farklı olarak pastanenin orda değil de önceki durakta inmiştim.Perşembe günüydü,perşembeleri Küçükyalı'da pazar vardır. Eve yaklaşmışken,bi anda karşı kaldırımda yürüyen adamın Güven Erkin Erkal olduğunu farkettim ve peşisıra gelen pazar arabasını. Yüxexes'teki taviz vermeyen,yeni grupları bulup buluşturan tok sesli o adam,dolu pazar arabasını arkasından çekeleyen bir Güven Erkin Erkal'dı aslında.'Yalnız o program çok iyi ya adam bayaağ iyi yani' diye bahsettiğim adam pazar teyzesi çıkmıştı işte,lisedeydim,hala gözümün önüne gelince o görüntü,dayanamam gülerim.

3 Temmuz 2012 Salı

Sesli Güldüm

Account temporarily unavailable


Facebook hesabımı ilk açtığım yılları hatırlıyorum,mezuniyet fotoğrafları koyduk bi kaç tane,şehirden şehire sürüklendiğimden eski ilkokul arkadaşlarımı buldum,birbirimizin duvarlarına bişeyler yazardık falan,yoğun olarak gençlerin kullandığı bir siteydi yani. Sonra ne olduysa oldu anneler,halalar,enişteler çıktı piyasaya, ''hani neymiş bakalım ben de açayım bi hesap'' dediler ve Facebook çok acayip bir hal almaya başladı.Burdan sonra paylaşım ve farmville furyasıyla beraber en çok kullanıcısı olan ülkelerden biri haline geldik sanırım. O da yetmedi oyun bahanesine yaşlılara,bebeklere de hatta geyik olsun diye mi bilinmez kedi köpeklere de hesaplar açıldı. 'beni neden sildin' diye mesaj atan uzaktan akrabalar mı dersin, oğluşumun fotoğrafını beğenir misin'ler, kurduğu sayfayı 'layk'lamadım diye trip atan akraba biliyorum ben. Mark da bizi düşünüp mü yaptı bilmem insanları daha kolay takip etmek için bi de timeline çıkardı,evde oturup milletin fotoğraflarına yorum yapan uzaktan akraba yaşadı!
 Şimdi tabi hep orta yaş burhanlarından oluyor bunlar denilirse vallahi kabul ederim,biraz hak da veririm, emekliyse hele ne yapsın adamcağız/kadıncağız? Facebook özelliklerinin artmasıyla gençler de zıbıtmadı mı? Biz de zıbıttık tabi! En başta hepimize emektar msn'i unutturdu.Tatilde doğru dürüst bakmazken final haftalarında komik video,resimlere baktık saatlerce. Kimisi in a relationship yapmadan sevgili olunamayacağını düşünmeye başladı,eski sevgilisine nispet yaptı,kimi yerine hiiç ulaşmayacak imalı cümleleri sonuna gülücük koyarak paylaştı, neden benimle olan fotoğrafını koymuyosun diyenler,özlü sözler,check-inler derken kafasında öylesine büyüttü ki bazıları ben korktum sonraları biraz.Biz kafamızda büyüte duralım,Mark da büyük bir memnuniyetle hazinesini büyütsün.

Biz Türkler olarak mı Facebook'u bu kadar yanlış anladık yoksa heryerde mi böyle oldu bilmiyorum,hiç bilemiyorum cidden.

Artık facebook'u çoğunlukla mesajlaşma haberleşme aracı olarak kullanan bi insan olarak bugün siteye girmeye çalıştığımda account temporarily unavailable yazısı çıktı karşıma,hala da açılmış değil. Sonra aklıma geldi şöyle bi hacker saldırı olsa aylarca kimse giremese Facebook'a, o amcaların teyzelerin hali ne olurdu,naparlardı merak etmeden de edemedim.


1 Temmuz 2012 Pazar



İnsan öğrenci olunca nerde beleş oraya koş mantığı beynine kazınmış oluyor bi kere. Özgürlük parkındaki tiyatro festivali de hem açık havada olması hem de ücretsiz oluşuyla gayet cazip.Özellikle Nereye Gidiyoruz'u izleyemezsem gerçekten üzülürüm gibi geliyor. 
Programda başka güzel oyunlar da tabii.
 http://www.ozgurlukparki.com/index.php/10-kadikoy-belediyesi-tiyatro-festivali.html

Safety Dance!

İlk kez yazınca insan stres oluyormuş,uzun zamandır aklımda bulunan 'artık bi blogum olsa da bişeyler çiziktirsem' düşüncelerim başlık-isim bulma engeline takıldı bi kaç saatliğine, sonra yardımıma şarkılar filmler koştu da kotarabildim.
Açılış şarkısı olarak da Safety Dance'i seçtim Yüzüklerin Efendisi'nden tanıdığımız ama filmde yer almayan bence çok önemli karakterlerden Tom Bombadil'in bir oyunda dans ederek savaştığı bi video izlemiştim zamanında fonda ise Safety Dance, o zaman çılgınca sevdim bu şarkıyı. Ayrıca kendi etrafında dönerek dans etmek isteyenler için ideal: